Futbolun tarihçesi - I
Kişisel tarihinin herhangi bir döneminde memleket soluna temas etmiş herhangi bir arkadaşa futbol nedir diye sorduğumuzda verilecek cevapların ezici çoğunluğu “kitlelerin afyonu”, “onbinleri uyutacak beşikler”, “3F” gibi klişeler olacaktır. İtalyan akademisyen-romancı Umberto Eco ise bir denemesinde hiçbir devrimci grubun bir pazar günü bir stadyuma baskın yapamayacağını iddia eder. Buraya yazımızın sonunda dönmek üzere bir nokta koyup futbol mefhumu üzerine bilgilerimizi birazcık tazeleyelim.
Çok eski tarihlerden itibaren dünyanın farklı yerlerinde futbola benzer çeşitli oyunlar oynanmış. Mayalar kurban ettikleri insanların kanlarıyla sulanmış bir alanda, kauçuk bir topu ayak, bacak, kalça darbeleriyle havada tutmaya çalıştıkları bir oyun oynarlarmış. Çinliler ise 5 metre yüksekliğindeki bir kaleye “penaltı çekmece” oynamışlar yüzyıllar önce. Japonlar'ın oyunu ise hala çok popüler bir “ayak oyunu”: Top sektirmece. Rekor 5 binin üzerindeymiş. Avrupa'da ise ortaçağda onlarca kişinin bir topa saldırdıkları, zaman, mekan vb. sınırlamaların olmadığı, köylerde, kırlarda saatlerce topun peşinden koşulduğu, kimi zaman kazara, kimi zaman da eski husumetlerin hesabının kesilmesi sonucu çok sayıda ölü ve yaralıyla biten daha çok ragbiye benzer bir tür futbol oynanmış. Oyunun asli kuralları henüz netleşmemişse de oyundan sonra bira içme “kuralı”na bugün de birçok kişi tarafından uygulanan “oyunu en eski kuralı” diyebiliriz bir bakıma...
Futbol, 16. yüzyıla kadar İngiltere ve Fransa'da en vahşi haliyle oynanacaktır. Başlarda oyunun kuralsızlığıyla paralel olarak popülerlik kazanması da hiçkimse tarafından dizginlenemeyecektir. Cambridge ve Oxford öğrencileri, din adamları, hukukçular, soylular, herkes bu büyülü oyunun esiri olacaktır.
Püritenizmin hemen herşeyi yasaklama çabasından futbol da nasibini alır önce... 18. yüzyılın başlarında ise futbol oynanan geniş araziler çitlerle çevrilerek özel mülkiyet haline getirilir. Oyun alanları ellerinden alınan kitleler, sanayileşme ve vahşi kapitalizmin elinde, günde 14 saate ulaşan çalışma saatleri yüzünden top peşinde harcayacak boş vakitlerini de kaybedecektir. Futbol neredeyse ölüm döşeğindedir artık. Tam da bu noktada çok garip birşey olur: Futbolu ayaktakımının oyunu olarak kabul edip hor gören aristokrasinin ve burjuvazinin çocuklarının okuduğu özel okullar futbol oyununu hayatta tutarlar. Hatta bugün oynanan “modern” futbolun temeli de bu okullarda atılacaktır. 19. yüzyıl ortalarında oynanan futbol henüz ragbi ile bugünkü futbolun karması bir oyundu. 1863'te Londra'da kurulan Futbol Federasyonu, belirleyeceği kurallarla bu sporu ragbiden kesin olarak ayırıyordu. Böylece modern futbol ortaya çıkmış oluyordu. Federasyonun üye sayısı başlarda az olsa da 1905'te 10 bine ulaşacaktır.
devam edecek...